Reklam
Reklam
Bodrum Haber ve Son Dakika Gelişmeleri -
$ DOLAR → Alış: 3,88 / Satış: 3,90
€ EURO → Alış: 4,57 / Satış: 4,59

TÜSİAD’ın yeni başkanından ilk açıklamalar…

TÜSİAD’ın yeni başkanından ilk açıklamalar…
  • 12.01.2017
Reklam

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) 47. Olağan Genel Kurulu yapıldı.

TÜRK Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) yeni başkanı Erol Bilecik oldu. Bilecik,“Tarih bize terör zehrine karşı en etkili çarenin, nefrete karşı sevginin, ayrıştırıcı söylemlere karşı sağduyulu yaklaşımların çatışmaya karşı birliğin ve beraberliğin tercih etmek olduğunu defalarca gösterdi. Önümüzdeki dönemde de 4 elle sarılmamız gereken çare gerçekten budur” dedi.

TÜSİAD’ın 47. Olağan Genel Kurulu’nda oy kullanma işleminin ardından tek aday Erol Bilecik’nin yeni başkan seçildiği açıklandı. Erol Bilecik 146 oyun 144’ünü aldı. Seçimin ardından bir konuşma yapan Bilecik, “Bir parçası olmaktan çok büyük bir mutluluk ve gurur duyduğum TÜSİAD Yönetim Kurulu’nda önümüzdeki dönemde arkadaşlarımızla birlikte görev almak benim için gerçekten apayrı bir onur ve gurur” dedi.

Bilecik, “Geride bıraktığımız ve ne yazık ki çok iyi hatıralarla yad edemediğimiz 2016 yılı gerek ülkemizde, gerekse dünyada çok önemli gelişmelere sahne oldu. 2017’ye maalesef bu gelişmeler doğrultusunda girmiş olduk. Yılın ilk dakikaları itibariyle, terör peşimizi yine bırakmadı. Tarih bize terör zehrine karşı en etkili çarenin, nefrete karşı sevginin, ayrıştırıcı söylemlere karşı sağ duyulu yaklaşımların çatışmaya karşı birliğin ve beraberliğin tercih etmek olduğunu defalarca gösterdi. Önümüzdeki dönemde de 4 elle sarılmamız gereken çare gerçekten budur. Bu vesileyle teröre kurban verdiğimiz bütün insanlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum” diye konuştu.

“ZORLU BİR DÖNEMDE OLDUĞUMUZU İNKAR ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

Erol Bilecik, “Zorlu bir dönemde olduğumuzu inkar etmemiz mümkün değil. Fakat TÜSİAD’ın 46 yıllık tarihine şöyle bir dönüp baktığımız zaman, ülkemizin geçtiği tüm önemli dönemeçlerde etkisini doğrudan veya dolaylı hissettiğimiz her durumda kararlı inisiyatif alan, dinlenen, hassasiyet diyalog kuran ve iş dünyasının sesini her daim güçlü bir şekilde yansıtan bir TÜSİAD görüyoruz” dedi.

“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN ZORLU OLMASI, GERÇEKTEN BİZLERİ ENDİŞELENDİRMİYOR”

Bilecik, “Önümüzdeki dönemin zorlu olması, gerçekten bizleri endişelendirmiyor. Tam aksine geleneksel misyonumuzun ışığında bizi daha fazla çalışmak adına motive ediyor. Zira küresel rekabette daha güçlü bir Türkiye için, emeklediğimiz alanlarda koşmamız, koştuğumuz alanlarda hızlanmamız gerekiyor. Biz bunun bilincindeyiz. Türkiye ancak bir demokrasi, hukuk ve en geniş özgürlüklere sahip, teknolojik, bilimsel ve sanatsal yaratıcılık toplumu olarak dünyada rekabet gücü yüksek bir ülke olabilir. Bu yönde azimle çalışmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“ÜLKEMİZİN YAPISAL SORUNLARINI ÇÖZMEYİ HEDEFLEYEN HER OLUMLU ADIMA ÖNCELİK VERECEĞİZ”

Erol Bilecik, “Söz konusu vizyonumuz dahilinde ülkemizin yapısal sorunlarını çözmeyi hedefleyen her olumlu adıma öncelik vereceğiz, destek vereceğiz. İş dünyasının geçmişte olduğu gibi bugünde ülkemizde, Avrupa’da ve dünyada sesi olduk, olmaya devam edeceğiz” dedi. Bilecik, genç liderleri daha fazla görmek istediklerini belirterek, salona esas çağrıları olduğunu ifade etti.

Erol Bilecik, “Geride bıraktığımız yıl yaşanan hain darbe girişimi bizlere düşünce ve irade açısından özgür bireyler yetiştirmenin ne kadar önemli olduğunu fazlasıyla gösterdi. Biz de bu alanda üzerimize düşeni yaparak çeşitliliğe, gençlerimize, kadınlarımıza öncelik veren yönetim anlayışın hep benimsedik, bundan sonrada benimseyeceğiz” şeklinde konuştu.

“YENİ DÖNEMDE ARKADAŞLARIMLA BİRLİKTE ÇOK AMA ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”

Bilecik, “Ben bu toprakların insani bereketine olan inancımı, kendi yaşadıklarımla besleyebilmiş bir kişiyim. Bunu kendi adıma çok büyük bir şans olarak görüyorum. Bu toprağın insanının, gücünü bilimden ve akıldan alan imkânlara, desteğe, eğitime ve öz güvene kavuştuğunda neler başarabildiğini çok ama çok iyi biliyorum. Emin olabilirsiniz ki, yeni dönemde arkadaşlarımla birlikte çok ama çok çalışacağız” ifadelerini kullandı.

“TÜSİAD ATATÜRK’ÜN KURDUĞU TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DEĞERLERİNE VE KAZANIMLARINA HER DÖNEM SAHİP ÇIKMIŞTIR”

Bilecik, “Türkiye refahı ve küresel arenadaki başarısıyla bölge ülkeleri tarafından her dönemde gıpta ile izlenmiştir. Bu başarının temelinde hiç kuşkusuz, cumhuriyet değerlerimize bağlılık ve demokrasi anlayışı yatmaktadır. TÜSİAD, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerine ve kazanımlarına her dönem sahip çıkmıştır. Önümüzdeki tüm süreçlerde de aynı kazanımların sağladığı temel üzerine yükselecek daha büyük, daha güçlü ve daha mutlu bir Türkiye adına iş dünyamızın ortak çabalarının öncüsü olacağız” diye konuştu.

SEÇİM SONUÇLARI

Erol Bilecik 146 oyun 144’ünü alarak yeni başkan oldu. Kalan iki oyun biri geçersiz, diğerinin ise boş olduğu belirtildi. 47. Genel Kurulu toplantısında TÜSİAD Yönetim Kurulu, Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı, Denetleme Kurulu ve Haysiyet Divanı üyelerinin seçimi gerçekleşti. Buna göre Tuncay Özilhan yine Yüksek İstişare Kurulu Başkanı seçildi.

Genel Kurul’da seçilen yeni Yönetim Kurulu ilk toplantısında, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Erol Bilecik’i, Başkan Yardımcılıklarına ise Ali Y. Koç, Simone Kaslowski ve Murat Özyeğin’in atanmasına karar verdi.

TÜSİAD’IN ESKİ BAŞKANI SYMES’DAN LAİKLİK, KURUCU MECLİS, AB VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU

Genel kurulun açış konuşmalarını, TÜSİAD eski Başkanı Cansen Başaran Symes ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan yaptı. Cansen Başaran Symes konuşmasında “Bir kez daha tekrarlamak isterim. Farkında olsak da olmasak da yeni bir dünyanın kuruluşuna tanıklık ediyoruz. Bu dünyanın şeklinin, normlarının, etkili kurumlarının ve kurallarının nasıl tanımlanacağını henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz liberal dünya düzeni sarsılıyor. Dünya ölçeğinde demokratik değerler, yapılar, ilkeler; popülist, otoriter dalgalarla boğuşuyor. Küreselleşme ideası uluslararası sistemde jeopolitik ağırlıklı gelişmeler karşısında geriliyor. Ancak modern dünyanın kazanımlarını, insanların eşitlik, özgürlük ve adalet arayışlarını uzun dönemde bastırmak mümkün değil” dedi.

“GÜVENLİK MESELESİNİN YALNIZCA “GÜVENLİKÇİLİK” PRİZMASINDAN ELE ALINAMAYACAĞINA BEN DE İNANIYORUM”

Symes, “Hızlı büyüyen ülkelerde bile, otoriter rejimler sonuçta toplumlarının kalkınma ve zenginlik dışındaki taleplerine cevap vermek zorunda kalıyor. Teknolojideki sıçramaların tetiklediği, fırsat ve zorlukların toplumsal etkilerinden muaf değiller. Vatandaşlarına giderek daha fazla hesap vermek zorunda kalacaklar. Zira gelişen toplumlarda insanlar giderek daha fazla soru soruyor ve sonunda temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkıyor. Bu dinamikten 21. Yüzyıla özgü yeni ve özgürlükçü bir düzen çıkacağına inanıyorum. Dünyadaki popülist dalganın, otoriterleşme eğiliminin, içe kapanmacı söylemlerin ilelebet süreceğine inanmıyorum. Ekonomi politikalarında yeni arayışlar, büyümenin meyvelerinin daha adil paylaşılması, ışık hızıyla gelişen teknolojinin yarattığı, işsizlik başta olmak üzere sosyal dengesizliklere deva olacak adımların atılması önümüzdeki dönemin dünyadaki asıl gündemidir. Bizim de asli gündemimiz budur. Türkiye gibi bir ülkenin bu arayışın içinde yer alması şarttır. Bir dönem tüm dünyanın gıpta ederek baktığı, bölge toplumları için bir örnek diye el üstünde tuttuğu bir ülkeydik. Gene böyle bir konuma dönmememiz için bir neden yok. Dış politikada yanlışlarımızı itiraf etmeyi bilebildik. Sırada ekonomiyi rayına oturtacak kararların olması gerekir. İç politikada da güvenlik sorunu başta olmak üzere neler yapılması gerektiğini Tuncay bey sıraladı. Güvenlik meselesinin yalnızca “güvenlikçilik” prizmasından ele alınamayacağına ben de inanıyorum” dedi.

“TÜRKİYE, AB İLE ORTAK GELECEK HEDEFİNİ, EVRENSELLEŞMİŞ DEĞERLERİ REDDEDEREK VE MÜTTEFİKLERİYLE ÇATIŞARAK GERÇEKLEŞTİREMEZ”

Cansen Başaran Symes, “Bizim açımızdan soru bu yeni düzenin oluşumuna ne ölçüde katkıda bulunacağımızdır. Son 200 yıllık tarihimiz bu konuda önemli ipuçlarıyla dolu. Bunlara yeniden dönmek, ülkemizin tarihsel deneyiminin geleceğe dönük çabalara nasıl ilham vereceği üzerinde durmak zorundayız. Türkiye, Ortadoğu’nun geleceğine katkıda bulunacaksa bunu, Ortadoğu’nun hastalıklarını ithal ederek yapamaz. Türkiye, AB ile ortak gelecek hedefini, evrenselleşmiş değerleri reddederek ve müttefikleriyle çatışarak gerçekleştiremez. Türkiye, bölgesel dengelerde rol oynayacaksa bunu, kendi esneklik alanını daraltarak sağlayamaz” şeklinde konuştu.

LAİKLİK VURGUSU

Symes, geçen hafta İzmir’de gerçekleşen terör saldırısına dikkat çekerek, “Yılın daha ilk günlerinde İzmir’de polis memuru Fethi Sekin’in fedakarlığı sayesinde etkisi sınırlı kalan bir terör saldırısına tanık olduk. Bu olay karşısında gösterilen toplumsal tepkinin niteliği sanırım herkesi derinden etkiledi. Ondan önce, yılbaşı gecesi toplumumuzu sarsan bir vahşet yaşadık. Yılbaşı trajedisini gerçekleştirenlerin siciliyle, bu terör eyleminden önce bazı çevrelerce yaratılan sevimsiz atmosferin etkisi bir araya gelince çok boyutlu bir tepki patlaması yaşandı. Bu olay çoğumuza toplumsal yaşamı ve demokratik siyaseti düzenlemek açısından elimizdeki en değerli kavramın, ilkenin ne olduğunu da sertçe hatırlattı; Laiklik. Laiklik olmadan Ortadoğu’da tanık olduğumuz acıların, trajedilerin, şiddet dalgalarının ülkemizi de içine çekmesini engellememiz mümkün değil. Derneğimizin bu ilkeyi kendisi için, Türkiye’nin bekası için en temel ilke saymasındaki isabeti de bu vesileyle kayda geçirmek isterim. Bunu böyle kabul etmek ve Cumhuriyet’in kurucularının, hem ülke tarihinden hem de kendi engin hayat tecrübelerinden çıkardıkları dersle rejimin temel taşı yaptıkları bu ilkeye, çağdaş bir yorumla sahip çıkmak, doğru anlaşılması, bilinmesi için çaba harcamak durumdayız ve zorundayız. Bu konuyu asla hafife alamayız, almamalıyız” diye konuştu.

“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, KARARLARINI MECLİS’İN MEŞRUİYETİNE DAYANARAK UYGULAMAYI İLKE EDİNDİ”

Cansen Başaran Symes, “Bugün size son kez hitap ederken biraz da geçmiş 2 yılın muhasebesini çıkarmak istiyorum elbette. Bunu yaparken yakın tarihimize de başvurmak niyetindeyim. Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşının başarıya ulaşabilmesiyle kuruldu. O savaşı, Osmanlı payitahtının işgaline başkaldıran kahramanlarla dolu Millet Meclisi yönetti. En zorlu zamanlarda dahi yetkilerini kıskançça koruyan, bünyesinde güçlü kişilikleri barındıran bir Meclis. Cumhuriyeti kuran da bu Meclis oldu. Kurucu anlaşmamız Lozan’ı onaylayan, devrimleri gerçekleştiren, laiklik ilkesini anayasaya koyan, ülkemiz ve toplumumuz için önemli hedefleri onaylayan hep Meclisti, Meclisimizdi. En güçlü döneminde Mustafa Kemal Atatürk kararlarını Meclis’in meşruiyetine dayanarak uygulamayı ilke edindi. Rejimin zorlu başlangıç döneminde dahi Meclis’te aykırı sesler, muhalif şahsiyetler hep bulundu. Milletvekilleri, en zor şartlarda inandıkları değerler yönünde hareket ettiler, tavır aldılar. Sonuçta Cumhuriyet’in en idealist dönemlerinde, çağının ilerisinde olan kararlar alınabildi, adımlar atılabildi. Kadınların seçme seçilme hakkı, bu hakka da temel teşkil eden Medeni Kanun, Meclis’in onayıyla gerçekleşti. Tüm eksikliklerine rağmen toplumun her kesiminden gelen kişilerin en yüksek makamlara erişebilmesini sağlayan bir vatandaşlık anlayışı, eğitim ve sağlık seferberliği Meclis’in desteğiyle hayata geçirilebildi” dedi.

15 TEMMUZ

Symes, “Nihayet, 15 Temmuz’daki kalleş ve kanlı darbe girişiminin hedefinde gene Meclis vardı. Meclis o gece toplanarak rejimin ve demokrasimizin temel kurumu olduğunu gösterdi. Bu mirasın önemi ve anlamı üzerinde Anayasa değişikliklerinin tartışıldığı ve maddelerin oylandığı şu dönemde başta milletvekillerimiz olmak üzere etraflıca düşünmeliyiz kanısındayım” diye konuştu.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNDEKİ KISITLARIN MİLLİ BİRLİK ARAYIŞIMIZA VE MENFAATLERİMİZE ZARAR VERDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

Symes, “Anayasa değişikliğinin ötesinde çoğumuzun zihnini meşgul eden ve acilen üstesinden gelmemiz gereken sorunlara da değinmek istiyorum. 

Toplumumuzun son yıllarda giderek daha fazla kutuplaşmasından, ortak değerlerimizin erozyona uğramasını uzun zamandır haklı olarak her ortamda gündeme getiriyoruz. Medyadaki çok sesliliği giderek kaybetmemizin tartışma ortamımızı ve kamuoyunun haber edinme hakkını kısıtladığını, ülkemizin imajını olumsuz etkilediğini gözlemliyorum. İfade özgürlüğü üzerindeki kısıtların milli birlik arayışımıza ve menfaatlerimize zarar verdiğini düşünüyorum. Siyasi söyleme hakim olan sertliğin, demokrasileri derinleştiren yazılı olmayan kurallara hiç dikkat edilmemesinin toplumsal dirliğimize olumsuz etki yaptığına inanıyorum. Ortak hedeflerimizin azalmasını, değerlerimiz veya hayat tarzlarımız üzerinden ayrışmanın hızlanmasını, özgür ve gelişmiş dünya ile iletişim kurmada giderek zorlanmamızı üzülerek izliyoruz. Türkiye’nin ciddi bir güvenlik sorunu olduğunda elbette mutabıkız. Teröristlerin art arda gelen insanlık dışı saldırılarından kaygı duymamamız mümkün değil. Ancak, sürekli bir olağanüstü hal ortamının tek başına, güvenlik sorunlarının aşılabilmesini sağlayabileceği kanısında değiliz” ifadelerini kullandı.

PİSA AÇIKLAMASI

Symes, Aralık ayında yayınlanan PİSA sonuçlarına dikkat çekerek, “Eğitim düzeyimizin yetersizliğini tescil etti. Matematik becerisindeki zayıflık kadar öğrencilerimizin ana dillerinde okuduklarını anlayamayacak durumda olmalarından geleceğimiz adına endişe duyuyorum. Bu gençlerimizin 21. Yüzyılın dünyasında gerekli becerilere sahip olmamalarının ne anlama geldiği üzerinde daha ciddi düşünmemiz gerekiyor. Bugünkü eğitim anlayışımızla, ülkemizdeki eşitsizlikleri yeniden üretirken, dünya ile rekabet etmesi mümkün olmayan, soru sormaya, araştırmaya, dünyayı kavramaya teşvik edilmeyen nesiller yetiştiriyoruz. Bu durumun bir insani ve toplumsal trajedi olduğuna kuşku yok. Böyle bir eğitim sistemiyle Türk iş dünyasının kendisinden beklenen ve hevesle yapmak istediği atılımları gerçekleştirmesi de neredeyse imkansız. Keza, bu eğitim anlayışı ile siyasilerimizin söylemlerinde ve politika belgelerinde topluma hedef olarak gösterdiği ve bizim de desteklediğimiz 21. Yüzyıl dünyasında en ön sıralarda yer edinme arzusu çelişiyor. Makas giderek açılmakta. Yıllardır eğitimin her alanında çalışmalar yaptık. Raporlar yayınladık. Yetkililerle elimizdeki tüm verileri ve önerilerimizi paylaştık. Yeni yönetimin bu çabaları artırarak sürdüreceğini biliyorum” şeklinde konuştu. 

Syems, “Dünyada rekabet gücümüzü artıracaksak, yetişen insanlarımızın bu ülkede huzur içinde çalışabilmelerini sağlamak zorundayız. Dışarıdan sermaye çekeceksek eğitim sistemimizi 21. Yüzyılın gereklerine uydurmamız, özgürlüklere sahip çıkan bir Anayasa’yla, iyi işleyen evrensel hukuk anlayışını benimsemiş bir yargı erkine sahip olmamız gerekir. Asya ekonomileriyle işbirliği yapmak istiyorsak verimlilik, teknoloji kullanımı, “sanayi 4.0″ devrimine uygunluk gibi kriterlerde güven verici olmalıyız. Hükümetimiz ile yakın işbirliği içinde geliştirdiğimiz Sanayide Dijital Dönüşüm Platformunu bu inanç ve kararlılıkla destekliyoruz” dedi. 

Symes ayrıca, “Eklemek istediğim bir gözlemim daha var. Türkiye’nin derinlerinde bilimsel olana, dünya ile başa çıkacak becerilere sahip olmaya, özgürlük solumaya yönelik talebin ne denli güçlü olduğunu da son iki yılda çok daha yakından gördüm, o özlemi derinden hissettim” diye konuştu.

AB İLE İLİŞKİLER

Symes, “Biz de kabuk değiştiren bir Avrupa Birliği ile ilişkimizi nasıl tanımlayacağımız, Türkiye’nin bu yapının içinde kendi çıkarlarına en uygun şekilde nasıl yer alabileceği üzerinde düşünmeliyiz. Bugüne dek bu konuların nasıl ciddiyetle takipçisi olduysak bugünden sonra da çabalarımızı ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu yönde hükümetin AB ile Gümrük Birliğini güncelleme müzakerelerini kararlılıkla destekliyoruz. Unutmayalım ki Türkiye’nin küresel rekabet gücü AB sürecinde ilerleyen ve aynı zamanda dünyanın tüm diğer bölgelerine de açık olan ülke formülüne dayalıdır. Bu arada Cenevre’de Kıbrıs müzakerelerinde çözüm yönünde ilerlendiği haberi geliyor. Hem Avrupa hem Türkiye için tarihi bir fırsat söz konusu. Çözümün siyasi ve ekonomik etkileri çok olumlu olacaktır. En nihayetinde Türkiye kendi yüksek hedeflerine toplumsal ahengini sağlamadan, yaratıcı, üretici sınıflarının bilgisini ve enerjisini harmanlamadan, çoğulculuğunu bir güç kaynağı olarak kullanmayı beceremeden ulaşamaz. Bu hedeflere erişebilmek için, gelenekle geleceği bir sentez içinde birleştirmekten başka bir yolumuz olmadığına inanıyorum. Bu sentezi gerçekleştirmek içinse hukukun üstünlüğüne saygılı daha iyi bir demokrasimizin, katılımcılığı ve şeffaflığı esas alan bir yönetim anlayışımızın olması gerekiyor. Hepsinden önemlisi Türkiye gelecekteki refahını ancak, kurumlarını yenileyerek, hukukun üstünlüğünü sağlayarak, insan haklarına ve mülkiyet hakkına saygı duyarak, iş dünyasının dünyada rekabetçi olmasına katkıda bulunacak akılcı ekonomi politikalarını, teknoloji yönlendirmelerini uygulamaya koyarak tesis edebilir. Biz bu konularda da görevi yeni Yönetim Kuruluna güvenle emanet ediyoruz” dedi.

AYAKTA ALKIŞLANDI

Symes, konuşmasının ardından salonda bulunanlar tarafından ayakta alkışlandı ve TÜSİAD Onursal Başkanı Rahmi Koç’tan bir plaket aldı.

TÜSİAD YİK BAŞKANI ÖZİLHAN: SORUNLARIMIZI SİYASİ NEZAKET VE ADAP İÇİNDE KONUŞARAK VE DİNLEYEREK ÇÖZEBİLİRİZ

Genel kurulun açışında bir konuşma yapan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığını belirterek, “Dünya olarak, ülke olarak çok kritik günlerden geçiyorken huzurlarınızda bu konuşmayı yapmak kolay değil. Konuşacak çok şey var” dedi.

“AT İZİ İT İZİNE KARIŞTI”

Tuncay Özilhan, “Hiç şüphesiz çok, çok kritik günlerden geçiyoruz. Yaşamakta olduğumuz zor günlerin arka planında küresel ölçekte meydana gelen müthiş bir dönüşüm var. Adeta bir çağ kapanıyor, yeni bir çağ açılıyor. Dünya liderliği için kavga yeniden kızışıyor. Önümüzdeki dönemde dünya kaynaklarından daha çok pay almak için muazzam bir kavga veriliyor. Bu kavganın en şiddetli yaşandığı yer ise Orta-Doğu. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi at izi it izine karıştı. Terör örgütleri üzerinden vekalet savaşları yaşanıyor. Adeta yeni bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz. Hain bir örgüt 15 Temmuz’da kanlı bir kalkışma ile iç barışımızı tehdit etti, şehitler verdik. Ama devlet ve halk ele ele demokrasiden yana bir zafer kazandık. Bu tarihten sonra da hain terör örgütleri ardı ardına saldırmaya devam ediyor. Belli ki ülkemizin bütün fay hatları ile oynuyorlar. Bu, hepimiz için bir hayat memat meselesi. Peki, niye bizim ülkemiz bu kadar ateş altında? Tüm dünyada karışıklık var ama niye burada çok daha fazla? Acaba tüm küresel güçler aniden bizim ülkemizi mi hedef aldı? Bu çok yönlü, çok boyutlu saldırı ile hangi yöntemlerle baş edeceğiz? Bu soruları sormak ve sakin ve sağduyulu biçimde bir cevap vermek zorundayız ki doğru savunma mekanizmaları geliştirebilelim. Saldırılar karşısında alınacak önlemler başlıca iki grupta toplanabilir diye düşünüyoruz: Güvenlik önlemleri ve toplumsal dokuyu güçlendirici önlemler. Hiç şüphesiz bu iki tip önlemi beraber kullanmak gerekir. Her devlet, eli kanlı katiller karşısında mutlaka sert güvenlik tedbirleri alır. Ama şu son yıllardaki alt-üst oluş sürecini daha iyi yönetebilmiş olan ülkeler, güvenlik tedbirlerinin yanı sıra toplumsal huzuru pekiştirecek önlemleri de almış olan ülkeler. Buradan bir ders çıkartmakta fayda var” dedi.

“BİZLER ANCAK İLKESEL OLARAK BAZI YORUMLAR YAPARIZ”

Özilhan, “Bu iki politika setinin ne zaman hangi bileşim ile kullanılacağı ülkeyi yönetenlerin uhdesindedir. Bizler ancak ilkesel olarak bazı yorumlar yaparız. Uygulanacak doza siyasetçiler karar verir” diye konuştu.

“BİZ DOĞULU OLDUĞUMUZ KADAR BATILIYIZ”

Özilhan, “Arkasında başka güçlerin de olduğu çeşitli terör örgütlerinin arka arkaya gelen, adeta sıralı ve planlı saldırılarına maruz kalıyorsak yapılacak iki şey var: Bunlardan birisi ülkemizin üzerinde bir koruma kalkanı oluşturmak diğeri ise mücadele ettiğimiz karşıtlarımızın sayısını azaltmak. Önce bunlardan ikincisi üzerinde durayım: karşıtlarımızı nasıl azaltacağız? Aslında bunun hepimizin bildiği çok basit bir yanıtı var: “Yurtta sulh, cihanda sulh! Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü, bugün de en azından dün kadar geçerli. Bu ilkeyi, bugünün koşullarına uyarlayarak, dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmelere pasif ve duyarsız kalmak anlamında değil, aktif olarak düşmanlarımızın sayısını azaltmayı, dostlarımızın sayısını artırmayı hedefleyen bir politika olarak kullanmak ülkemize yönelik tehditleri azaltmakta sandığımızdan da daha etkili olacaktır. Son dönemde bu doğrultuda attığımız adımlar, Rusya, İsrail, İran ve Irak gibi komşularımızla ilişkilerimizde kat ettiğimiz mesafe, tam da bu politikanın aktif uygulanması ile kast ettiğim duruma bir örnek. Komşularımız ile ilişkilerimizin düzelme yolunda gitmesi, batıdan uzaklaşmamız anlamında yorumlanmamalı. Ve biz doğulu olduğumuz kadar batılıyız” şeklinde konuştu.

“OSMANLI, BİR AVRUPA İMPARATORLUĞUDUR”

Tuncay Özilhan, “Bu küresel güç mücadelesinde, dış politika taktikleri gereği bazı adımlar atabilir, bazı söylemler geliştirebiliriz. Ama tarihimiz ve coğrafyamızın ortaya koyduğu gerçeği değiştiremeyiz. Cumhuriyet kurulurken yönü batı medeniyeti olarak belirlenmiştir. Avrupa’ya açıldığımız son dönemlerde değil, Fatih’ten bu yana biz batı medeniyetinin bir parçasıyız. Osmanlı, bir Avrupa imparatorluğudur. Osmanlı beyliği, Anadolu’daki Türk beyliklerinin batısındaki beyliktir. Türkiye Türkleri, dünyadaki Türk toplulukları arasında en batıdaki Türklerdir. 21. Yüzyıl Türkiye’si Anadolu’da yaşamış tüm kadim uygarlıkların mirasçısıdır. Türkiye, Avrupa uygarlığını oluşturan temel bileşenlerden birisidir. Tarihi ve coğrafyası itibariyle, kim ne derse desin gelecekte de öyle olacaktır. Bugün Avrupa Birliği bir değişim içinde. Merkezde Euro bölgesi ve çevresinde farklı üyelik çemberleri oluşmakta. Türkiye bu değişen Avrupa Birliği içinde rahatlıkla yerini alır” şeklinde konuştu.

“TERÖR ÖRGÜTLERİ CANIMIZI BU KADAR YAKABİLİYORSA, BU TOPLUMSAL BÜNYEMİZDEKİ ZAFİYETLER YÜZÜNDENDİR”

Tuncay Özilhan, “Ülkemize yönelmiş terör tehdidi karşısında yapılacak 2 şey var demiştim. Şimdi tehditler karşısında toplumsal dokuyu güçlenmek için neler yapmak gerektiği konusuna döneyim. Şu aşikâr ki, eğer, terör örgütleri canımızı bu kadar yakabiliyorsa, bu toplumsal bünyemizdeki zafiyetler yüzündendir. Toplumsal bünyemizi düşmanlarımızın saldırmaya cesaret edemeyeceği kadar güçlendirmeliyiz. Şu hep duyduğumuz birlik ve beraberliği, lafta bırakmamalı, hayata geçirmeliyiz ve birbirimize güvenmeliyiz. Peki bunu nasıl yapacağız?” dedi.

TERÖR ÖNLEMLERİ

Özilhan terör konusunda önlemleri konusunda şunları sıraladı: 

“Hukuk devleti. Yapmamız gereken ilk şey, herkesin tüm hak ve özgürlüklerinin tam olarak devlet ve demokrasi güvencesinde olduğu bir hukuk devletinin hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tesis edilmesidir. Hukuk devleti, sadece kağıt üzerinde sağlanamaz, uygulamaya da dikkat edilmesi gerekir. Yaşam tarzlarına saygıyı böyle garanti altına alırız. Ayrıca, yasama, icra ve yargı arasında denge ve denetim sisteminin bu açıdan hiçbir kuşkuya, tekrar ediyorum hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi elzemdir. Ancak böyle bir Türkiye içeride ve dışarıda saygın, etkili ve güçlü olur. Liyakat. İşleri yapmaya en ehil olana, en becerikli olana sorumluluk verilmesi. Yakın zamanda devletimiz için büyük bir tehdit olduğu ortaya çıkan kadrolaşmayı önlemenin tek yolu bu. Yoksa biri gider, bir başkası gelir. Liyakat ilkesine sadık kalınmazsa, bu devlet bu tür risklere açık hale gelir. Çoğulculuk. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü engellediğimiz gibi çoğunluğun azınlığa tahakkümü de engelleyelim. Hiçbir kimliğin ezilmediği, mağduriyetlerin ortaya çıkmadığı bir toplum, güçlü bir toplumdur. Adalet. Her vatandaşın fırsat eşitliğine sahip olduğu, sadece külfetin değil, nimetin de adil paylaşıldığı bir düzen kuralım ki, küskünler toplumu yerine mutlu vatandaşların ülkesi olalım. Bürokratik kurumların sağlamlığı. Hızlı ve doğru karar almanın, etkin uygulamanın yolu iyi yönetişimden geçer. Kurumsal yapılar zayıflarsa, hele ki bu zayıflama adalet sistemine, emniyet sistemine sirayet ederse, devlet mekanizması çalışmaz. Laiklik. Batıda iç çatışmayı çözmenin aracı olan laiklik maalesef Türkiye’de iç çatışmanın tarafı oldu. Şimdi gerçek anlamda laikliğin ne kadar önemli olduğu tüm toplum için açık hale geldi. Bugün hem Sünni Müslüman çoğunluğun, hem de bu çoğunluğun dışında kalan kesimlerin karşı karşıya olduğu inanç temelli sorunların çözümü laiklik kavramından geçiyor. Devletin tüm inanç ve inançsızlık türlerine aynı mesafede, aynı hakkaniyet ve adalet ölçüsünde yaklaştığı bir sistem, birlik ve beraberliğimizin en büyük garantisidir.”

“VATANDAŞ AŞ VE İŞ DERDİNE DÜŞERSE, BU TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ÇOK İŞİNE GELEN BİR ORTAM YARATIR”

Tuncay Özilhan, “İfade özgürlüğü. Vatandaşların fikrini söylemekten çekindiği bir topluma dönüştürmeyelim memleketimizi. Bu ülkeyi seven her vatandaşın, her kesimin sözünü, düşüncesini muteber görmek gerekiyor ki, en doğru, en parlak fikirlere yer açabilelim. En sevmediğimiz düşüncelerin bile verebileceği bir zarar, düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamın tahribatına göre önemsizdir. Unutmayalım: ülkemizin düşmanlarını dünyada güçlendiren en önemli gelişme, hukuk ve özgürlük ortamı zayıflayan bir Türkiye’dir. Ekonomik istikrar ve büyüme. Ekonominin içinde bulunduğu sıkıntılar tüm sektörlerdeki büyüğünden küçüğüne tüm işletmelerin malumu. O kadar zor zamanlardan geçiyoruz ki, şehitlerimizin kanı yerde iken parasal konulardan konuşmayı zül kabul ediyoruz. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu tehditlerin yarattığı ekonomik kayıpları tabi ki sineye çekeriz ve çekiyoruz. Ne fedakarlık gerekirse hepsini de yaparız. Fakat şunu unutmayalım: vatandaş aş ve iş derdine düşerse, bu terör örgütlerinin çok işine gelen bir ortam yaratır” dedi.

“BU TEHLİKELİ BİR KOKTEYL”

Tuncay Özilhan, “Enflasyon artıyor, üretim geriliyor. İşsizlik yüksek, özellikle gençler arasında ve güneydoğu Anadolu bölgemizde çok daha yüksek. Bu tehlikeli bir kokteyl. Üstelik 2000’li yılların ilk yarısında hızlı büyümemizi sağlayan küresel fon akımları şimdi tam tersi yönde çalışıyor. Bu durum karşısında ekonomi yönetimi, yangını söndürmek üzere bir dizi önlem alıyor, teşvik paketleri açıklıyor. Bunlar bugün için yaraya pansuman olsa da yarını kurtarmaya yeterli değil. Karşı karşıya olduğumuz tehditler muhtemelen biraz daha devam edecek. Zor durumdaki şirketleri yüzdürmek kısa vade için mümkün ama bu durum ilânihaye sürmez. Demek ki kısa vadeli teşvik tedbirleri ile uzun vadeli, bütüncül, sistematik yaklaşımları bir arada düşünmek gerekiyor. Uzun vadede, yatırımların önünü açacak olan, yabancı sermaye yatırımlarını çekecek olan ise esas olarak yukarıda saydığımız unsurlardır. Belirsizlik ve siyasi risk böyle azalır, öngörü ufku uzar, faizler ve enflasyon düşer, TL değerli bir para birimi olur ve yatırımlar artar. Ancak özgür ve hukuk güvencesindeki toplumlar yaratıcı, girişimci, bilimde, sanatta ve ekonomide ilerlemeci olur” şeklinde konuştu.

“TÜRK GELENEKLERİNE HİÇ YAKIŞMAYAN TARTIŞMA ÜSLUBUNU TERK ETMELİYİZ”

Özilhan, “Yeni dijital ekonomi çağında ülkemizin rekabet gücü ancak bu sayede arttırılır. Tüm yöneticilerimizin hem fikir olduğu katma değeri yüksek ürünler üretebilmenin ön koşulu da bu unsurların yerine getirilmesinden geçer. Eğitim. Dünyayı değiştiren muazzam derin teknoloji devrimine, dijital ekonomiye, enerji ve iklim politikaları arasındaki elzem yeni dengelere, dijital çağın rekabet yarışına ayak uydurabilmek için eğitim sisteminde radikal bir reform ihtiyacı var. Ülkemizin geleceği, gençlerimizin eğitim kalitesine, düşünce özgürlüğüne, yenilikçiliğine bağlı. Bu listeye başka eklemeler de olabilir. Ben burada en zaruri gördüklerime yer verdim. Bir de nelerden kaçınılması gerektiğine işaret etmek istiyorum. Her şeyden önce ananemizde olmayan, Türk geleneklerine hiç yakışmayan tartışma üslubunu terk etmeliyiz. Önemli meselelerimiz var ve bunları ağız dalaşı yaparak, tehditlerle, hedef göstermelerle çözemeyiz. Sorunlarımızı siyasi nezaket ve adap içinde konuşarak ve dinleyerek çözebiliriz. Kaçınmamız gereken ikinci şey ise düşünce farklılıklarını düşmanlık gibi görmek. Birlik ve beraberliği otoriterlikle sağlayamayız” dedi.

“BAŞARININ ANAHTARI ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ, HUKUK”

Tuncay Özilhan, “Özgürlükleri kısıtlarsak, toplumsal çoğunluğun talepleri adına, toplumu oluşturan farklı gruplar karşısındaki adalet ve hakkaniyet duygusunu kaybedersek, üzerimize yönelen tehditlere karşı daha güçlü olmaz, tam tersine bünyemizi savunmasız hale getiririz” ifadelerini kullandı.

Özilhan, “Bugün tarihin akışı hızlanıyorken, dünyanın pek çok yerinde taşlar yerinden oynuyor, politikalar ve siyasi liderler değişiyor. Birçok yerde popülist liderler ön plana çıkıyor. Tarihsel dönüşümle baş etmenin yolunun, geçmişi ihya etmek olmadığı zaman içinde ortaya çıkacak. Yeni dönemin koşullarına adapte olmak için, siyasi yapıda yapmak gereken değişiklikler varsa bunlarda tabi ki yapılmalı. Ama içinden geçilmekte olan bu alt-üst oluşla, daha güçlü liderlik ile, daha fazla otoriterlik ile, daha fazla merkeziyetçilik ile baş edilemez. Özgürlüğün, muteber vatandaş olmanın, ülkenin geleceğinde söz sahibi olmanın tadını almış kitleler, elde ettikleri haklarını kimseye teslim etmezler. Bu ülkelerde kalıcı istikrar popülist liderlerle değil, halka daha fazla meşru siyaset alanı açmakla gelecek. Başarının anahtarı hep daha iyi demokrasi, daha çok özgürlük ve hukuk oldu; her yerde ve her zaman” diye konuştu.

“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SADECE BİR SİYASİ FİGÜR DEĞİLDİR; AYNI ZAMANDA BİR MİLLİ SEMBOLDÜR”

Tuncay Özilhan, “Bizi biz yapan, bizi Türkiye yapan ortak değerlerimizden birisi de Mustafa Kemal Atatürk. Mustafa Kemal Atatürk sadece bir siyasi figür değildir; aynı zamanda bir milli semboldür. Siyasi bir figür olarak eleştirilebilir. Bu Mustafa Kemal için de geçerlidir. Mustafa Kemal Atatürk’ü milli birliğin sembolü yapan aynı partide siyaset yaptığı yol arkadaşlarının bağlılığı değil, muhaliflerinin duyduğu saygı ve vatandaşlarının duyduğu sevgidir. Bu milli sembol, bugün de devletimizi bir arada tutan tutkaldır” dedi.

Etiketler:

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ