Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 57 yıl süren yaşamında, yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yöneten bir komutan olarak değil, devrimleriyle de dahi bir devlet adamı olarak tarihe geçti.
Özgürlük ve bağımsızlığı karakteri” olarak ilan eden, bir milleti esaretten kurtaran Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin üzerinden 84 sene geçti.
10 Kasım 1938 sabahı saat 09.00, Dolmabahçe Sarayı’nın çevresi insan seli olmuş, herkes ağlıyor, sayesinde küllerinden yeniden doğan bir ulusun gözyaşları sel olmuş, Boğaz’ın sularına akmıştır. Hasan Rıza Soyak, Kılıç Ali’ye;”Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor.” Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, saat 09.05’te sert bir asker bakışı ile başucundaki hekime doğru dönmüş, gözlerini açmış, o güzel mavi gözleri son olarak başında bekleyen kız kardeşi Makbule, manevi kızları Afet İnan ve Sabiha Gökçe, Hasan Rıza Soyak, Kılıç Ali, Salih Bozok ve Muhafız Bölük Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’ye yönelterek son nefesini vermiştir. Dolmabahçe Sarayı’nda dünyayı etkileyen, büyüleyen gözler artık sonsuza kadar kapanmıştır. Dr.Mim Kemal Öke, Atatürk’ün cansız bedenine yaklaşmış ve açıkgözlerini kapatmış ve Dr.Mehmet Kamil Berk’de Gazi Mustafa Kemal (G.M.K) markalı beyaz ipek mendille çenesini bağlamıştır.
Atatürk’ün vefatından birkaç dakika sonra odaya giren Salih Bozok, onun cansız bedenini görünce dışarı çıkmış ve tabanca ile kendini göğsünden vurmuştur. Kurşun kalbini sıyırıp geçmiş ve 1941’de yaşamını yitirmiştir. Atatürk’ün hastalığının tedavisi için görevlendirilen ve vefatında yanında bulunan Türk müdavim tabip; Prof.Dr.Neşet Ömer İrdelp, Prof. Dr. Mim Kemal Öke ve Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr.Mustafa Hayrullah Diker, Prof.Dr.Süreyya Hidayet Serter, Prof.Dr.Mehmet Kamil Berk, Prof.Dr.Abravaya Marmaralı, Dr.Asım İsmail Arar ve Dr.Hulusi Alataş’dan oluşan ekip ölüm raporu düzenlemiştir. Raporda; “Reisicumhur Atatürk’ün umumî hâllerindeki vahamet dün gece saat 24’te neşir edilen tebliğden sonra her an artarak bugün, 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı saat dokuzu beş geçe Büyük Şefimiz derin koma içinde terk-i hayat etmişlerdir.” Yazılarak Türk halkına ölümü ilan etmiştir. Vefata ilişkin hükümet bildirisi radyoda; “Ebedi Türk milleti, onun eserlerini ebediyete kadar yaşatacaktır. Türk gençliği, onun kıymetli emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir. Kemal Atatürk, Türk’ün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır.” Bildiri okunmuştur. Acı haber duyulur duyulmaz, resmi dairelerdeki bayraklar yarıya indirilmiş, daireler ve okullar resmi tatil ilan edilmiştir. Kütüphanecisi Nuri Ulusu, gözyaşları içinde Dolmabahçe Sarayı’ndaki Cumhurbaşkanlığı Sancağı’nı yarıya indirirken, tüm yurtta, sarı saçlı mavi gözle dünya liderinin sevenlerinin yüreklerine kor ateşten mızrak saplanmıştır.
10 Kasım’da;”Türk vatanı büyük yapıcısını, Türk Milleti Ulu Şefini, insanlık büyük evladını kaybetti” hükümet bildirisi ile Türk milleti, kendisine yirmi yıla yakın rehberlik etmiş büyük liderinin vefatını öğrenmiştir. 10 Kasım’da “Kurun” gazetesi; Atatürk’ün cenazesinin İstanbul’da 3 gün boyunca halk tarafından ziyarete edileceğini, sonrasında cenazenin Ankara’ya nakil edileceğini, Ankara’daki törenin 10 güne kadar süre yapılacağını yazmıştır. Ayrıca gazete, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Numan Menemencioğlu başkanlığında biri protokol işlerini yapmak üzere iki komisyonun kurulduğunu belirtmiştir. 11 Kasım’da naşı, İstanbul Üniversitesi İslam Tetikleri Enstitüsü Başkanı Ord.Prof.Dr.Şerafettin Yaltkaya’nın nezaretinde, özel hafızı Yaşar Okur tarafından yıkanmıştır. 12 Kasım’da bedenini Prof.Dr.Mustafa Hayrullah Diker ve Prof.Dr.Süreyya Hidayet Serter’in nezaretinde Gülhane Tıp Akademisi Patoloji Kürsüsü’nden Prof.Dr.Lütfi Aksu tarafından tahnit edildikten sonra tabutuna Türk Bayrağı örtülerek Dolmabahçe Sarayı’nın kapıları halka açılmış ve 7 gün boyunca insanlar katafalkın önünden akıp geçmiştir. Tahnit işlemi için düzenlenen raporda; tahnit için iç organları çıkarılmamış, vücut bütünlüğü bozulmamış, cesede hiç dokunulmadan damarlara formal solüsyonu ve asit fenik maddeleri enjekte edilerek yapıldığı belirtilmiştir. Tahnitten işlemi bittikten sonra vücut gazlı bezlerle sarıldıktan sonra kefenlenmiştir.
13 Kasım 1938’de Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün evinde toplanmış ve cenaze ile ilgili karar almıştır. Kararda; “Atatürk’ün cenazesinin kendisine layık bir Anıtkabir yapılıncaya kadar Etnografya Müzesi’nde kalması.”Belirtilmiştir. Taksim Meydanı’nda düzenlenen mitingdeki konuşmalarda, Atatürk’ü kaybetmenin verdiği üzüntü dile getirilmiş, on binlerce halk kendilerine bıraktığı Türk devrimleri ve Türkiye Cumhuriyetini kanları pahasına koruyacaklarına dair ant içmişlerdir. Taksim Cumhuriyet Anıtı’na konan çelenkte; “İstanbul Atatürk Üniversitesi: Dünya ağlasın, yarattığı tarihe adımız böyle yazılsın.” Diye yazılmıştır. 13 Kasım 1938 günü Hükümet, Atatürk’ün cenaze töreni için yapılacak harcama hakkında kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisi ne sunulmuştur. Mecliste Atatürk’ün doktoru Samoel Abravaya Marmaralı; “Atatürk’ün büyüklüğü, Atatürk ün dehası, Atatürk’ün eseri hakkında neler söylendi, neler yazıldı. Radyoda neler dinledik. Bunlara ilave edecek söz bulmak şimdilik benim için kabil değildir. Gözümün önünde hazin ve elim tabloyu gördüğüm zaman elini, ayağını seve seve öptüm. Fakat bu dakikada o arzu yine bende uyandı ve huzurunuzda, huzurunuz diyorum. Çünkü huzurunuz demek doğrudan doğruya Atatürk’ün huzuru manevisi demektir, eğilmek ve milyonlarca defa elini, ayağını öpmek için buraya geldim. Sağ olsun Türk milleti.” Sözleriyle duygularını anlatmıştır.
16 Kasım’da, başında silâh arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes naşı özel bir katafalk üstüne ve Dolmabahçe Sarayı’nın büyük kabul salonuna konmuş ve saat 10.00’da ziyarete açılmıştır. Türk halkı, 3 gün 3 gece önünden gözyaşları ile geçen bir insan seli, ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etmiştir. Cumhuriyet gazetesi, ilk gün ziyaret eden sayısının 150.000 kişi olarak açıklamıştır. Yaşanan izdihamdan dolayı 11 kişi ezilerek ölmüş, 40’tan fazla kişi yaralanmıştır. O dönemde İstanbul’un nüfusu 940 bin iken, cenaze törenine toplam 600 bin kişi katılmıştır. 18 Kasım’da “Ulus” gazetesinde Cemal Kutay; “Bütün millet, kendisine haysiyet, hürriyet, istiklal, güzel şeyler armağan etmiş şefkatli bir babadan öksüz kaldığında nasıl gözyaşı döker? İşte öyle gözyaşı döküyordu. Şahit olmayanlara, bu asrın hadisesini, bu vefa ve minnet selini, yazı, söz, fotoğraf, beste, tabloyla anlatmak mümkün değildir. Zerrece protokol yoktu. Merasim gibi hiçbir fani hissin izi yoktu. Vakar içinde tavaf eden millet vardı. Kadınlar çoğunluktaydı.” Atatürk’ün naaş’ının Ankara’ya nakil işlemi için 19 Kasım saat 08.10’da seçkin İslam bilgini ve ilahiyatçısı Ord.Prof.Dr.Şerafettin Yaltkaya tarafından Müslüman usulünce vücudu yıkanmıştır. Cenaze namazı Diyanet İşleri Başkanı Milli Mücadele kahramanı Mehmet Rıfat Börekçi ve bilahare Diyanet İşleri Başkanı olan Ord.Prof.Dr.Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır. Saat 08.21de büyük bir törenle 12 general omzunda katafalkı top arabasına taşınmış ve üç çift siyah katanaya konmuştur. Artık İstanbul’dan ebediyen ayrılmış, çok sevdiği Ankara’sına doğru yola çıkarılmıştır. Cenaze korteji saat 08.59’da hareket etmiş, tramvay yolunu takip ederek Gülhane Parkı içinden 12.26’da Sarayburnu’na gelinmiştir. Rıhtımdaki Zafer muhribine taşınmış ve Donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Haydarpaşa önünde demirli Yavuz Zırhlısı’na nakledilmiştir. Seyir esnasında birer dakika ara ile matem topu atılmış, Hamidiye kruvazörü, Zafer ve Tınaztepe muhripleri, Dumlupınar ve Gür denizaltısı, Doğan ve Martı hücumbotları eşlik etmiştir. Türk donanması, tarihinin en hüzünlü görevini yerine getirmiştir. Donanma İzmit’e hareket etmiş, Mayın İskelesi’ne yanaşmış ve saat 20.30’da özel trenle Ankara’ya gönderilmiştir. Ankara’ya giderken tren istasyonlarda yavaşlatılmış ve halkın son sevgi ve saygılarını sunmalarına olanak verilmiştir. Geçtiği her kentte her ilçede gözyaşları sel olmuştur.
Gazeteci Zekeriya Sertel; ”Cenazenin kaldırılacağı gün, bütün şehir halkı erkenden sokaklara dökülmüştü. Dolmabahçe’den Sultanahmet’e giden yol daha sabahtan Atatürk’e son saygı ödevini yapmak isteyen insanlarla dolmuştu. Eşimle ben cenaze alayını daha iyi görebilmek için Yeni Cami minarelerinden birinin birinci şerefesine çıkmıştık. Karaköy’e kadar her yer insanla doluydu. Nihayet köprünün Karaköy ucundan cenaze alayı göründü. En önde elinde siyah şapkasıyla başı açık yürüyen Celal Bayar, arkasından top arabasında Atatürk’ün tabutu. Arkasından tekbir sesleri, matem havası çalan askeri muzika. Ve sonra gençler, öğrenciler ve bir karabulut yığını halk yığınları. Aşağıdan ilahi sesleri ve hıçkırıklar yükseliyordu.” Sözleri ile anlatmıştır. Cenaze törenini Reşat Nuri Güntekin; “Top arabasını takip eden kesif gruplar arasındaki yedişer sekizer metrelik muntazam boşluklardan birinin ortasında bir aralık tek bir insan görüldü. Üzerinde herhalde resmi kıyafet, frak ve silindir bulunması lazımdı. O Cihangir ve Fındıklı tepelerinden inen dizi dizi sokakları doldurmuş kalabalıkların içinden, dalgınlıkla bu boşluğa yürüyüvermiş rastgele bir insana benziyordu. Gözlüklerinin içi yaşla dolmuştu. Vücudu hafifçe öne eğilmiş, çehresi yorgun yavaş yavaş ağlayarak yürüyordu. Bu Başvekilimiz Celal Bayar’dı.” Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, aziz Atatürk, 16 Mayıs 1919’da yalnız ve uğurlayanı olmadan ayrıldığı Dolmabahçe Sarayı’ndan bu defa, gözü yaşlı milyonların sevgi seli ile Ankara’ya uğurlanmıştır.
20 Kasım 1938’de saat 10.00’da naaşı Ankara garında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, TBMM Başkanı Abdülhalik Renda, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, bakanlar, milletvekilleri, ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından törenle karşılanmıştır. Başbakan Celal Bayar, tabutun arkasındaki vagonda Hasan Rıza Soyak ve bazı eski arkadaşları ile beraber gelmiştir. Milli Mücadelenin başında karargâh olarak kullanılan direksiyon binası, bu defa ebedi uğurlamaya ev sahipliği yapmıştır. Naaşı, TBMM önünde halkın ziyareti için hazırlanan katafalka konmuştur. Komutanlar ve silâh arkadaşları tarafından tutulan saygı nöbeti, 20 Kasım 1938 saat 10.30’da başlamış, 21 Kasım 1938’de törenin başlayacağı 09.00 saatine kadar devam etmiştir. 21 Kasım’da, Atatürk ün tabutu 09.42’de, 12 milletvekili tarafından katafalktan alınarak top arabasına yerleştirilmiştir. Saat 10.07’de, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir askeri tören yapılmıştır. 17 dünya devleti özel temsilcilerini göndermiş, diğer ülkeleri büyükelçileri temsil etmiş ve 9 ülkeden korteje askeri birlikler katılmıştır. Çanakkale’de ve diğer muharebelerde ona karşı savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati çekmiştir. İngiltere’yi Gelibolu Savaşı’nda ismi duyulan Feldmareşal Lord Birdwood, Fransa’yı İçişleri Bakanı Albert Sarruat, Nazi Almanya’sını ise Baron Von Neurath, İtalya’yı Baron Aloizi, Sovyetler Birliği’ni General Potemkin, Yugoslavya’yı Savunma Bakanı Nedic ve Yunanistan’ı Başbakan Metaksas temsil etmiştir. Hemen her milletin askeri kıtalarla cenaze törenine katılmaları, milletler topluluğunda, büyük kaybımızın ne kadar genel ve derin bir üzüntü yarattığının açık ve bariz göstergesi olmuştur.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü cenazede; “Eşsiz kahraman Atatürk; vatan sana minnettardır”. Sözleri ile Türk Milleti’nin ulusal kahramanına veda etmiştir. Atatürk’ün naaşı, kendisine layık bir anıt kabir inşa edilinceye kadar geçici istirahatgahı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde hazırlanan kabre konmuştur. 31 Mart 1939’da kurşun galvanizli tabut, katafalkın altına açılan kabre indirilmiş, 15 yıl burada kalmıştır. Türk milleti, bu büyük insana lâyık Rasattepe’de Anıtkabir yaptırmış ve 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan naaşı görkemli bir törenle Anıtkabir’e getirilmiştir. Şeref holünde tek parça mermerden yapılan mozolenin tam altında yer alan sekizgen odanın içinde hazırlanan mezarda, İslâmî kaidelere uygun olarak, dualarla ile yurdun her ilinden ve Kıbrıs’tan getirilmiş olan topraklar ile hazırlanan “vatan toprağı” büyük Ata’sını kucaklamıştır. Ebedî istirahatgahına defnedilmiş ve ölümsüz vücudu vatandaşlarına emanet edilmiştir. Atatürk’ün cenaze töreni, farklı kamplarda yer alan ülkeleri bir araya getiren bir zemin olmuştur. İsviçreli gazeteci Zürcher Zeitung, cenaze törenindeki tabloyu;“Atatürk’ün cenaze töreni, onun son zaferi oldu. Tabutunun önünde karşıtlarının hepsi sessiz kaldı. Türk ve Alman askerleri, tabutunun arkasında bir sırada yürüdüler; bir diğer sırada Stalin ve Hitler’in temsilcileri yan yanaydılar; hem Valencia hem de General Franco çiçek yollamışlardı. Tabutun önünde Faşistler, Demokratlar ve Kominstler eğildiler.” şeklinde tasvir etmiştir.
Atatürk, büyük bir deha, yüksek idealler, büyük bir entelektüel kapasite ve ileri görüşlülük yanında, çok yüksek insanı özellikler taşımaktadır. 57 yıllık ömrünü, “Türk Milletine Adamış” bir yaşam sürdürmüştür. Prof.Dr.Nihat Reşat Belger, hastalık süresince gözlemlerini; “Milli kahraman ve eşsiz komutan Atatürk, uzun süren hastalığı süresince milletçe hayranı olduğumuz yüksek vasıflarından ve liderliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Hastalığının sonuna kadar sağlıklı günlerde olduğu daima keskin ve nafiz bakışlı, berrak ve akıcı ifadeli, çelik gibi dayanıklı, güçlü ve sağlam, benzeri olmayan ve seçkin bir yaradılış idi. Her gün fizik kuvvetinden biraz daha kaybettiği ve gittikçe zayıfladığı halde, dünya çapında şöhretli hastanın insan kütlelerini sevk ve idarede benzeri bulunmayan bir kabiliyete sahip yüce şahsiyeti hemen göz çarpmaktadır. Sayısız yüksek meziyetlere tutulmuş Atatürk’ü hastalık, fikren ve manen hiçbir şekilde sarsmamış ve değiştirmemiştir.” Şeklinde ifade etmiştir. Hastalığını anlamasına rağmen ölümü hiç aklına getirmediğini ve ölmekten korkmadığını belirtmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk; “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, et ve kemik, fert olan, fani olan Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal onu “ben” kelimesi ile ifade edemem; o, ben değil, “Bizdir”. Yani sizler, çalışan köylü, uyanık, münevver, milliyetperver vatandaşlar. İşte o Mustafa Kemal ölmez. O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”Önce asker olarak ulusuna önderlik etmek üzere Avrupa’nın “Hasta Adamını” yatağından kaldırıp ona yeni bir hayat ve canlılık veren parlak ve ilham verici bir lider olarak yükselmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve devrimlerin sahibi olan Atatürk, Olmasaydın Olmazdık. İsterse Geçinmek İçin Bir Dilim Kuru Ekmek Geçmesin Elimize, Dünya Düşse Peşimize, Yer Sarsılsa Yerinden, Ne Sen’den Geçeriz Ne Senin Eserinden. Adını Türk Tarihine Altın Harflerle Yazdıran Büyük Lider Fikirlerin İle Sonsuza Kadar Türk Milleti’nin Kalbinde Yaşayacaksın Ve Yaşatılacaksın.



